Guzelsozler.com
  • Son Eklenen Sözler
  • Memleket Sözleri
  • Whatsapp
  • Genel
  • Foto Galeri
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
  • Hakkımızda

Kategoriler

Haber Kategorileri

  • Dini Sözler
  • Foto Galeri
  • Genel
  • Memleket Sözleri
  • Son Eklenen Sözler
  • Spor Sözleri
  • Whatsapp

Galeri Kategorileri

  • Galeri kategorisi yok
66 yaşındaki Sevgi Hanım

66 yaşındaki Sevgi Hanım

Yazar: admin • 17.12.2025 01:04

Sevgi Hanım altmış altı yaşındaydı. Kışın soğuğu kemiklere daha hızlı işliyordu; o da her zamanki gibi yün hırkasının düğmelerini ilikleyip evden çıktı. Apartmanın merdivenlerini inerken elindeki bez çantayı sıkı tuttu. Çantanın içinde sadece bir liste vardı: ekmek, süt, yumurta, biraz patates, torununa sevdiği yoğurt… ve en sona küçük harflerle yazdığı şey: “çikolatalı gofret (olursa).”

“Olursa” kelimesini kendi kendine eklemişti. Çünkü o gofret, ev bütçesinde her zaman en önce elenen şeydi.

Mahalle marketi evine yakındı. Kapının zili çalınca içerideki sıcak hava yüzüne vurdu. Rafların arasında gezinen iki kişi, kasanın önünde bekleyen bir adam… Sevgi Hanım önce sebze reyonuna yöneldi, patatesleri seçti. Etiketlere bakınca kaşları hafifçe çatıldı. Sonra süt. Sonra yumurta.

Her ürünü sepete koyarken içinden bir hesap yapıyordu. Tam bir rakam değil; yılların alışkanlığıyla gelişen “az çok” hesabı. Elindeki paranın yetip yetmeyeceğini hissederek anlıyordu.

Kasaya geldiğinde sırada kimse yoktu. Kasiyer genç bir kadındı, adı rozetinde “Ece” yazıyordu. Ece’nin yüzü yorgundu, sanki sabahın yedisinden beri aynı noktaya bakıyordu.

“Kolay gelsin kızım,” dedi Sevgi Hanım.

Ece cevap vermedi ya da duymazdan geldi. Ürünleri tek tek geçirmeye başladı. Bip… bip… bip… Sonra ekranın altına toplam düştü.

Sevgi Hanım cebindeki küçük cüzdanı çıkardı, içinden katlanmış paraları açtı. Bir de bozukluk. Paraları sayarken nefesi fark edilmeden hızlandı. Çünkü sayı bitmeden toplamı gördü: birkaç lira eksikti. Çok değil… ama o birkaç lira, o gün için bir duvar gibiydi.

Sevgi Hanım bir an tereddüt etti. Sonra listeyi hatırladı, gözleri gofret kısmına kaydı. Sepetin kenarında torununun sevdiği yoğurt vardı. “Gofreti çıkar,” diye düşündü, “oğlan yoğurdu da sever.”

“Şey… kızım,” dedi kısık bir sesle. “Şunu… bunu çıkaralım.”

Ece gözlerini devirdi. “Hangisini çıkaracağız? Sırayı da tutmayalım, tamam mı? Her gün aynı şey.”

Sevgi Hanımın yüzü kızardı. “Kusura bakma,” dedi. “Parayı… yetiremedim.”

Ece sanki onu duymamış gibi yüksek sesle konuştu. “O zaman alışverişi ona göre yapın. Burada kasada uğraştırıyorsunuz. İnsanlar bekliyor.”

O sırada kapıdan biri girmişti. Üzerinde koyu renk bir palto vardı. Saçları kırlaşmış, yüzü düzgün tıraşlı, yürüyüşü hızlıydı. Marketin içini bir kez taradı, sonra kasa tarafına geldi. Yanındaki şoför gibi duran bir adam kapının yanında kaldı.

Bu adamın kim olduğunu mahallede bilmeyen yoktu: Kaan Yalçın. Bölgede birkaç inşaat projesi olan, zaman zaman gazetelere çıkan, “zengin iş insanı” diye tanımlanan biri. Ama Sevgi Hanım onu sadece “şu karşı apartmanın yeni sahibi” olarak biliyordu.

Kaan Yalçın kasanın yakınında durdu, Sevgi Hanımın elindeki paraya ve Ece’nin yüz ifadesine baktı. Bir saniyelik bir sessizlik oldu. Sonra Ece tekrar konuştu:

“Bakın teyze, neyi çıkaracaksınız? Arkada işim var benim.”

Sevgi Hanım elleri titreyerek yoğurdu eline aldı. “Bunu da çıkaralım o zaman,” dedi istemeyerek.

Tam o anda Kaan Yalçın, cüzdanını çıkardı.

“Gerek yok,” dedi. Sesi tok ve netti. “Geçirin hepsini. Ben ödüyorum.”

Ece bir an durdu. “Efendim?”

Kaan cüzdanından bir kart çıkardı, kasanın üzerine koydu. “Hepsi.”

Sevgi Hanım donup kaldı. “Aman beyim… olur mu öyle şey…” dedi. “Gerek yok, ben—”

Kaan sertçe baktı. “Gerek var. Çünkü burada bir saçmalık dönüyor. Kadın utanıyor, siz bağırıyorsunuz.”

Ece’nin yüzü gerildi. “Ben bağırmadım.”

“Ses tonun yetti,” dedi Kaan. “Geçirin.”

Ece istemeyerek kartı aldı, işlemi yaptı. Pos cihazı onay sesi verince Kaan kartı geri aldı, sonra Sevgi Hanıma döndü.

“Torununu sevindir,” dedi. “Gofreti de al.”

Sevgi Hanımın boğazı düğümlendi. “Allah razı olsun,” dedi. “Ben bunu… nasıl…”

Kaan’ın yüzünde garip bir ifade belirdi. Sanki yardım etmiş olmaktan memnun değildi. Tam tersine, sanki bu durum ona dokunmuş, hatta sinirlendirmişti. Kaşları çatık kaldı.

Sevgi Hanım poşetleri toparlarken Kaan bir adım geri çekildi, sonra birden karar değiştirmiş gibi konuştu:

“Adınız ne?”

“Sevgi,” dedi. “Sevgi Kara.”

Kaan’ın yüzü daha da sertleşti. “Kara…”

Sevgi Hanım bunu fark etti. “N’oldu?” diye sormak istedi ama diyemedi. Kaan’ın gözlerinde tanıdık olmayan ama ağır bir şey vardı.

“Eviniz yakın mı?” dedi Kaan.

Sevgi Hanım temkinliydi. “Şu iki sokak arkada.”

“Poşetleri taşıyalım,” dedi Kaan, sanki tartışmaya kapalı bir şey söylüyormuş gibi. Kapının yanındaki adamına baktı; adam geldi, poşetlerin yarısını aldı.

Sevgi Hanım itiraz etmeye çalıştı. “Yok yok, ben taşırım—”

“Taşırsınız, biliyorum,” dedi Kaan. “Ama taşımanız gerekmiyor.”

Dışarı çıktıklarında hava daha keskin gelmişti. Üçü birlikte yürürken Sevgi Hanımın zihni karmakarışıktı. Bir yabancı, hem de zengin bir adam, niye bu kadar ısrarcıydı? Yardım etmesi bir yana, yüzündeki öfke niyeydi?

İki sokak yürüdüler. Sevgi Hanımın apartmanının önünde durdular. Kaan poşetleri bırakmadan önce bir kez daha konuştu.

“Torununuz kaç yaşında?” diye sordu.

“On,” dedi Sevgi Hanım. “Adı Ali. Kızımın oğlu.”

Kaan başını salladı. “Başka torununuz var mı?”

Sevgi Hanım şaşırdı. “Yok,” dedi. “Sadece Ali. Zaten bir kızım var benim. O da tek çocuk.”

Kaan’ın gözleri bir an uzaklaştı. “Emin misiniz?” dedi.

Bu soru, havada buz gibi kaldı.

“Nasıl yani?” dedi Sevgi Hanım. “Ne demek emin misiniz? Ben bilmez miyim?”

Kaan poşetleri apartmanın girişine bıraktı. Şoför gibi duran adam geride duruyor, konuşmaları dinlemiyormuş gibi yapıyordu.

Kaan cebinden telefonunu çıkardı, ekranı açtı ama arama yapmadı. Sanki bir şeye hazırlanıyordu.

“Sevgi Hanım,” dedi, sesi bu kez daha alçak ve daha kontrollüydü. “Benim annemin adı...

← Önceki
1 / 2
Sonraki →

© 2026 Guzelsozler.com. Tüm hakları saklıdır.

Oluşturma: WordPress