
Elif, eldivenlerini yavaşça takarken odanın içindeki makinelerin ritmik sesleri kulaklarında yankılanıyordu. Her bip sesi, zamanın acımasızca ilerlediğini hatırlatıyor, yoğun bakımın havası göğsüne ağırlık gibi çöküyordu. Diğer hemşirelerin yüzlerinde okunan yorgunluk, onun aynadaki yansıması gibiydi; uykusuz geceler, bastırılmış gözyaşları ve hiç dinmeyen bir sorumluluk hissi… Ama Elif’in içindeki huzursuzluk, yalnızca fiziksel yorgunluktan kaynaklanmıyordu. Bir süredir yöneticilerden duyduğu fısıltılar, personel azaltımı söylentileri ve en küçük hatanın bile bedelinin ağır olacağı düşüncesi, onu sessizce kemiriyordu.
Felçli gençle baş başa kaldığında, oda bir anlığına daha da küçüldü sanki. Perdeler yarı kapalıydı; loş ışık, gencin solgun yüzünü daha da kırılgan gösteriyordu. Elif, banyoya başlamak için eğildiğinde, onun nefes alışını dikkatle dinledi. Düzensiz değildi ama fazlasıyla yüzeyseldi. Tam o sırada duyduğu o belirsiz ses—belki bir iç çekiş, belki de boğazdan gelen zayıf bir hırıltı—Elif’in içgüdülerini harekete geçirdi. Eli bir an havada asılı kaldı. Eğitimlerde öğrendikleri zihninden bir bir geçti. “Bir şey yolunda değil,” diye fısıldadı kendi kendine.Devamı sonrki syfada..