
Ayşe Nine, İzmir'den Ankara'ya uzanan uzun bir otobüs yolculuğunda, eski deri ceketini yastık yapmış, gözlerini kapamıştı. 68 yaşındaydı ve hayatı, yılların birikmiş yorgunluğuyla doluydu. Kızı yıllar önce evlenip gitmiş, torun hayalleri ise tozlu bir anı defterinde kalmıştı. Bu seferki yolculuk, oğlunun ısrarıyla başlamıştı; "Gel anne, seni bekliyoruz," demişti telefonun öbür ucundan. Ama Ayşe, içten içe kendini fazlalık gibi hissediyordu. Otobüsün homurtulu motoruyla birlikte, uykuya daldı ve rüyasında, hiç tanımadığı bir çocuğun kahkahalarını duydu.
Yol, dağlık bir kıvrımla ilerlerken, Ayşe'nin boynuna hafif bir esinti değdi. Uykusu hafifti; sanki bir rüzgâr değil, bir nefes gibiydi. Sonra, kulağına usulca bir fısıltı sızdı: "Nine, lütfen hemen in! Tehlike burada!" Gözleri faltaşı gibi açıldı. Kalbi göğsünde gümbürderken etrafına baktı. Yan koltukta kimse yoktu; sadece boş bir su şişesi yuvarlanıyordu. Ama o ses... Tüylerini diken diken eden, çocuksu bir tınıyla doluydu. Panikle ayağa kalktı, şoföre bağırdı: "Durun, acil inmem lazım!" Şoför aynadan şaşkın şaşkın baktı, ama Ayşe'nin titreyen sesi otobüsü kenara çekerken, yolcular mırıldanmaya başladı.g'rsele ilerlyn devamı sonrki syfada..