
Bugün haftanın hangi günü olduğunu bilmiyorum. Belki Perşembe. Ya da Cumartesi. Doğumdan sonra zaman durdu — ağlama, yorgunluk ve sürekli eleştiri döngüsüne dönüştü.
Kocam şimdi üç saattir koltukta oturuyor. Bacak bacak üstüne atmış, elinde telefon, masada cips, kumanda ve kirli bir fincan. Bebeği sallıyorum.
Ellerim titriyor. Başım zonkluyor. Son düzgün yemeğimi ne zaman yediğimi hatırlamıyorum.
Ve yine de o — kocam — bir keresinde bana şöyle demişti:
“Eğer bana yemek hazır değilse, ben ne yiyeceğim? Aç mı kalacağım yani?”
Sanki ben bütün gün spa’da yatıyormuşum gibi. Sanki kucağımda 4 kiloluk bir bebekle 10 gündür duş almamışım, saçlarım yağdan yapış yapış, göğüslerim sütle sızlıyor, dikişlerim acıyor gibi değil.
O gün içimde bir şey koptu.
Bebeği yatağına yatırdım. Sessizce mutfağa gittim. Buzdolabını açtım. İçinde sadece yarım paket makarna, bir yumurta ve biraz peynir vardı.
Makarnayı tencereye koydum. Suyun kaynamasını beklerken telefonu elime aldım ve yemek siparişi uygulamasına girdim.
En yakın restorandan kocamın en sevdiği yemekleri seçtim: Adana kebap, lahmacun, ayran, tatlı olarak künefe. Toplam 680 lira.
Adresi yazdım: bizim ev.
Ödeme yöntemini seçtim: kapıda nakit.
Sonra sessizce cüzdanımdan 1000 lirayı alıp kapının yanındaki ayakkabılığın içine koydum.
Kapı çaldığında kocam koltuktan homurdanarak kalktı:
“Kim o?”
“Bilmiyorum, bakıver,” dedim sakin sakin.
Kapıyı açtı. Kurye elinde kocaman poşetle duruyordu.g'rsele ilerlyn devamı sonrki syfada..