
Selin Aras, yaklaşık altı yıldır bakıcılık yapan, işini seven genç bir kadındı. İstanbul’da yaşayan Akın ailesinden gelen teklif, ona hem düzenli bir iş hem de güvenilir bir yuva vadeder gibiydi. Aile, Anadolu Yakası’nda, sakin bir mahallede yaşıyordu.
Emel Akın yoğun çalışan bir emlak danışmanıydı; eşi Deniz Akın ise çoğunlukla evden çalışan bir yazılım geliştiricisiydi. Evleri güzeldi, düzenliydi ve hepsinden önemlisi, dokuz aylık bebekleri Oğuz, Selin’in bugüne kadar tanıdığı en neşeli bebekti.
İlk haftalar sorunsuz geçti.
Selin bebeğe bağlanmış, Oğuz da ona alışmıştı.
Ama zamanla bazı şeyler Selin’i rahatsız etmeye başladı.
Her bez değiştirdiğinde Oğuz’un bacaklarında farklı şekillerde, hafif kırmızı izler oluyordu. Önce pişik sandı, sonra belki bez sıkı geliyordur diye düşündü. Ama izler düzensizdi… sanki biri parmaklarıyla bastırmış gibi.
Bir gün bu durumu çekinerek Emel’e anlattı. Emel şaşırdı, gerçekten endişelendi ve “Yarın doktora götüreyim,” dedi.
Ama bir hafta sonra yine yeni izler vardı — hem de farklı yerlerde.
Bununla da bitmedi.
Oğuz uyurken yukarıdan ayak sesleri geliyordu. Oysa Deniz, alt kattaki küçük ofisinde çalışıyordu. Bir gün Selin, Oğuz’a bakmak için merdivenlerden çıkarken, bebek odasının içinden bir kapı kapanma sesi duydu.
O an içi buz kesti.
Bu sesleri aklıyla açıklayamadı. Belki ev gıcırtısıydı. Belki gün içinde yorulduğu için hayal görüyordu. Ama ertesi sabah Oğuz’un üzerinde küçük bir morluk fark edince tereddütleri bitti.
Bir internet sitesinden, oda kokusu şeklinde gizlenen minik bir kamera aldı ve odanın bir köşesine yerleştirdi.
İlk iki gün kayıtlar normaldi.
Üçüncü gün ise… hayatının en kötü anlarından birine dönüştü.G'rsele ilerlyn devamı sonrki syfada..