
Bir sabah, şehirlerarası trenin kapıları açıldığında, masum bir çocuğun çıplak ayaklarıyla vagona adım attığı an, etrafta bulunan herkesin dikkatini çekti. Yıpranmış pantolonları ve sarkan tişörtüyle, gözleri hayal dolu bir dünyaya dalmış gibiydi. Küçük çocuğun ayakları, trenin soğuk metal zeminine değdiğinde, bir tüy gibi hafif bir melankoli yayıldı etrafa. Yolcular, bu küçük çocuğun neden çıplak ayakla geldiğini merak ederken, bilinmeyen bir adamın trene girmesiyle atmosferdeki gerilim giderek arttı. Kıyafetleri şık ama sıradan bir insana benzeyen bu adam, kollarını çaprazlayarak kalabalığın arasından süzülmeye başladı. İşte o anda, sanki zaman durdu; herkes nefesini tutmuş, ne olacağını bekliyordu. Çocuk, adamın gözleriyle karşılaştığında, aralarındaki görünmez bir bağın oluştuğunu hissetti, ancak bu bağın ne tür bir tehlike ya da kurtuluş getireceğini bilmiyordu.
g'rslden ilerlynz de'vamı sonraki sayfada..