55 yaşındayım, 20 yıllık eşimin telefonunu gizlice takip eden bir kadın olacağımı hiç düşünmezdim. Ama çaresizlik insana neler yaptırıyor…
55 yaşında, yirmi yıllık eşimin telefonunu gizlice kontrol eden biri olacağımı hiç düşünmezdim. Ama insan, içindeki şüphe büyüdüğünde kendini tanıyamıyor.
Serkan, kızım Rüya’nın hayatına babası gibi girmişti. Onu büyütmüş, okul törenlerinde en önde durmuş, ilk kalp kırıklığında yanında olmuştu. Rüya’nın düğünü yaklaşıyordu. Evimizin mutlu olması gerekiyordu. Ama Şubat ayıyla birlikte her şey değişti.
Her salı “denetim var” diyerek geç saatlere kadar çalıştığını söylüyordu. Başta sorgulamadım. Yirmi yılın verdiği güvenle, “Tamam,” dedim her defasında. Ta ki telefonunu benden saklamaya başlayana kadar. Ekranı ters çeviriyor, mesaj geldiğinde odadan çıkıyordu. Eve döner dönmez duşa giriyordu.
Geçen hafta telefon mutfak tezgâhında ışıldadı.
“Salı günü görüşürüz. Geç kalma. Sana YENİ HAREKETLERİMİ göstereceğim. — Leyla”
Kalbim sanki göğsümden düşüp mideme oturdu.
O gece sabaha kadar uyumadım.
Ertesi salı onu takip ettim. Ofise gitmedi. Şehrin uzak bir semtine gitti. Camları kapalı, dış cephesi dökülen eski bir binaya girdi. Arabada iki saat boyunca bekledim. İçimdeki sesler bağırıyordu: Bitti. Yirmi yıl böyle mi sona erecek?
O an gidip kapıyı açmadım. Çünkü öfke bazen sabırla daha etkili olur.
Sevgililer Günü sabahı saat 05.00’te kalktım. Kahvesini yaptım. Özellikle acı. İçimdeki gibi.
Tepsiye kahveyi ve küçük bir hediye kutusunu koydum. Yatak odasına girip komodine bıraktım.
“Sevgililer Günü’n kutlu olsun, hayatım.”
Uykulu gözlerle doğruldu. Kupayı aldı. Bir yudum içti. Yüzü buruştu.
Kutuyu işaret ettim.
“Aç bakalım. Leyla bunu beğenecek mi?”
Elleri titreyerek kapağı kaldırdı. İçinde boşanma dilekçesi taslağı vardı. İsimlerimiz yazılıydı. İmza yeri boştu.
Bana baktı. Yüzü bembeyazdı.
“Kahveye ne yaptın?” diye fısıldadı.
“Hiçbir şey,” dedim. “Sadece gerçeği görmek istiyorum.”
Derin bir nefes aldı.
“Çok büyük bir yanlış yaptın,” dedi. “Sandığın gibi değil. Aslında Leyla benim dans eğitmenim.”
Gözlerimi kıstım. “Beni aptal mı sanıyorsun?”
“Rüya’nın düğünü için dans öğreniyorum,” dedi aceleyle. “Sana sürpriz yapmak istedim. İlk dansımızı hatırlıyor musun? Yirmi yıl önce ayağıma bastığımı… Sen gülmüştün. ‘Keşke dans etmeyi bilsen,’ demiştin. Bunu hiç unutmadım.”
Sözleri kulağıma mantıklı geliyordu ama kalbim direniyordu.
“Peki kalp emojisi?”
“Dans dünyasında insanlar böyle yazıyor. Samimi ama romantik değil. Yanlış anladın.”
“Peki neden gizledin?”
Bu soru onu susturdu.
“Çünkü başaramazsam utanacaktım,” dedi sonunda. “Yıllardır çalışıyorum. Belim ağrıyor. Yoruluyorum. Ama senin yüzündeki gururu görmek istedim.”
O an zihnim karıştı. Gerçekten öyle olabilir miydi? Ama içimdeki şüphe hâlâ tam sönmemişti.
“Bugün prova var,” dedi. “Gel benimle. Kendin gör.”
Gitmemek için bir neden bulamadım.
Yarım saat sonra arabadaydık. Sessizce o binaya doğru ilerledik. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu. Eğer yalan söylüyorsa, her şey o kapının ardında bitecekti.
Binanın içine girdik. Koridor eskiydi ama içeriden müzik sesi geliyordu. Kapı açıldı.
Otuzlu yaşlarda, enerjik bir kadın karşıladı bizi.
“Serkan Bey, eşiniz mi?” dedi gülümseyerek. “Nihayet getirdiniz!”
Serkan mahcup bir ifadeyle başını salladı.
Salonun ortasında ahşap zemin vardı. Aynalı duvarlar. Köşede hoparlör.
“Rüya’nın düğünü için çalışıyoruz,” dedi kadın. “Harika ilerliyor.”
Müzik başladı.
Serkan bana döndü. Elini uzattı.
“Bir kez olsun güven bana.”
Elimi tereddütle verdim.
Ve dans etmeye başladık.
Adımlar… dönüşler… Serkan’ın eli belimde kararlıydı. Beni yönlendirirken gözlerimin içine bakıyordu. Ayağıma basmıyordu. Aksine, beni zarifçe çeviriyordu.
Şaşkınlıkla ona baktım.
Bu adam gerçekten çalışmıştı.
Müzik bittiğinde gözlerim dolmuştu. Çünkü gördüğüm şey ihanet değildi. Çabaydı. Emekti.
Ama içimde başka bir sızı vardı.
“Beni takip etmek zorunda kalmamı sağlayan şeyi görmüyor musun?” dedim yavaşça. “Gizlemek, güveni kırar.”
Serkan sustu.
“Ben seni aldatmadım,” dedi. “Ama sana güvenmem gerektiğini unuttum.”
O an anladım ki mesele Leyla değildi. Mesele, yirmi yılın ardından birbirimize soru sormayı bırakmamızdı.
Eve dönerken boşanma dilekçesi hâlâ çantamdaydı.
Akşam, salonda otururken kağıdı çıkardım. Serkan bana baktı.
Kağıdı yavaşça ikiye böldüm. Sonra tekrar.
“Bir daha gizli kapaklı bir şey yok,” dedim. “Sürpriz bile olsa.”
Başını salladı.
Sevgililer Günü akşamı, salonda müziği açtık. Küçük bir prova yaptık. Kahkaha attık. Yanlış adım attık. Ama birlikteydik.
O gün şunu öğrendim:
İhanet bazen bir mesaj kadar hızlı gelir. Ama güven, konuşulmadığında sessizce ölür.
Ve evlilik, sürprizlerle değil, açıklıkla ayakta kalır.
Kahve o sabah çok acıydı.
Ama gerçek, sandığımdan daha tatlı çıktı.

